RÜZGAR ÜSTÜ
EN
← Yazılar

İkinci yok Majesteleri. America’s Cup’ın hikayesi en baştan

1851’de bir İngiliz adasının çevresinde yapılan tek bir yarış, sporun bugün hâlâ süren en eski uluslararası yarışmasını doğurdu. Bu kupa uğruna tekneler savaşa gitti, kulüpler mahkemelik oldu, bir çay tüccarı otuz yıl kaybetti, bir ülke kırmızı çorap giydi. 38. America’s Cup, Temmuz 2027’de Napoli’de koşulacak. Hikayeyi en başından, en sade haliyle anlatıyoruz.

Australia II ekibi 1983 America's Cup ödül töreninde kupayı kaldırıyor
America’s Cup 1983, Newport · Australia II ödül töreni

İkinci yok Majesteleri

Hikaye 1851 yazında, New York’tan İngiltere’ye yelken açan bir tekneyle başlıyor. New York Yacht Club’ın kurucu komodoru John Cox Stevens liderliğindeki bir grup kulüp üyesi, İngiltere’ye gidecek bir yat inşa ettirdi. Amaç ikiliydi. Amerikan tekne yapımcılığını dünyaya göstermek ve yarışlardan para kazanmak. Teknenin adı America’ydı ve 30 bin dolara mal olmuştu.

America’nın tasarımcısı George Steers, New York limanının kılavuz teknelerini tasarlayan bir isimdi. Bu tekneler her havada denize çıkmak zorunda oldukları için sağlam, müşteri kapmak için birbirleriyle yarıştıkları için de hızlıydı. Teknenin kaptanı Richard Brown da New York limanının sığlıklarında tekne yönetmesiyle ünlü Sandy Hook kılavuzlarındandı.

İngiliz yelken dünyası America’yı dikkatle izliyordu, belki biraz da endişeyle. Tekne gelir gelmez yapılan gayriresmî bir karşılaşmanın ardından hiçbir İngiliz yatı ona meydan okumaya yanaşmadı. Sonunda Royal Yacht Squadron, yıllık regattasının son gününde Wight Adası çevresindeki 53 millik yarışı bütün uluslara açtı ve bu yarışta süre düzeltmesi uygulanmayacağını ilan etti.

22 Ağustos 1851 sabahı America kötü başladı. Demiri takıldı ve rakiplerinin gerisinde kaldı. Yarım saat içinde beşinciliğe yükseldi. Adanın doğusundaki sığlıklarda geleneksel olarak işaret gemisinin deniz tarafından geçilirdi. America’nın bölgeyi bilen kılavuzu ise kara tarafından geçmeyi seçti. Bir rakip bu hamleye itiraz etti, ancak yarış kuralları işaret gemisinin hangi tarafından geçileceğini belirtmediği için itiraz reddedildi.

America bu hamleyle öne geçti ve yarışı en yakın rakibinin 18 dakika önünde bitirdi. Söylenceye göre yarışı izleyen Kraliçe Victoria ikincinin kim olduğunu sordu ve tarihe geçen cevabı aldı. "İkinci yok Majesteleri."

Kupanın ilk adı "R.Y.S. 100 Sterlin Kupası"ydı. Bugünkü adını ise o gün kazanan teknenin adından aldı.

Bir kupa, iki tekne ve tek bir kural

Bugün America’s Cup, faaliyetini sürdüren en eski uluslararası spor yarışması. Kupa maçı iki tekne arasında, bire bir yapılıyor. Bir tarafta kupayı elinde tutan kulübün teknesi, yani savunan; diğer tarafta kupaya talip olan kulübün teknesi, yani meydan okuyan var. Kazanan, yelken dünyasında "Auld Mug" diye anılan kupayı alıyor. Yarışın sabit bir takvimi yok. Tarihleri iki kulüp belirliyor ve yarış genellikle üç ya da dört yılda bir düzenleniyor.

Kupanın en önemli kuralı ise çok sade. Kupayı sporcular ya da tekne sahipleri kazanmıyor, kulüpler kazanıyor. Kupa, en son maçı kazanan kulübün mülkü sayılıyor.

Kupayı bir bağış senedi korudu

1857’de America’nın hayatta kalan sahipleri kupayı, New York Yüksek Mahkemesi’ne sunulan bir bağış senediyle New York Yacht Club’a bağışladı. "Deed of Gift" adıyla bilinen bu belge, kupaya kimin, nasıl meydan okuyabileceğini ve yarışların nasıl yapılacağını hâlâ belirliyor. Senedin özü tek bir şarta dayanıyor. Kupa, ülkeler arasında dostane rekabet için sürekli bir meydan okuma kupası olarak korunmalı.

Senedin bazı kuralları 170 yıldır aynı. Meydan okuyan kulüp, savunan kulüpten farklı bir ülkeden olmalı ve denizde düzenli yıllık yarışlar düzenlemeli. Tekneler yalnızca yelkenle ilerlemeli ve kulübün kendi ülkesinde inşa edilmeli.

New York, dokuz kişiyle kurulan kulüp

New York Yacht Club, 30 Temmuz 1844’te dokuz kişi tarafından kuruldu ve John Cox Stevens ilk komodor seçildi. Kulübün denizle bağı ilk günden başladı. Üyeler kuruluş günü Manhattan’ın ucundan Newport’a yelken açmaya karar verdi ve iki gün sonra yola çıktı.

Kulübün bugünkü merkezi de bir cömertliğin ürünü. 1898’de eski komodor J. P. Morgan, Manhattan’ın 44. Caddesi’nde bir arsa satın almayı teklif etti. Tek şartı, yıllık aidatın 25 dolardan 50 dolara çıkarılmasıydı. Kurul teklifi kabul etti ve Morgan ertesi gün arsaları 148 bin dolara alıp kulübe bağışladı. Binanın kalbi "Model Room" adlı salonda, kulübün bütün America’s Cup savunmalarının maketleri sergileniyor.

America’nın kendi hikayesi ise zaferden sonra bambaşka bir yöne döndü. Tekne, Amerikan İç Savaşı’nda Konfederasyon’a abluka yarıcısı olarak satıldı, 1862’de Florida’da batırıldı, ardından Birlik güçleri tarafından çıkarılıp onarıldı. Daha sonra Deniz Harp Okulu’nda eğitim gemisi oldu. 1942’de ağır bir kar fırtınasında korunduğu hangar çöktü. Teknenin kalıntıları 1945’te hurdaya ayrılıp yakıldı. Kulüp teknenin kıç kartalını, dümen direğini ve bir direğini sakladı. Bu direk bugün kulübün Newport’taki yazlık merkezinde bayrak direği olarak duruyor.

Cowes, bir meyhanede kurulan kraliyet kulübü

Kupayı ilk kaybeden kulübün hikayesi daha da eski. Royal Yacht Squadron, 1 Haziran 1815’te Londra’daki Thatched House Tavern’de, denizde yelkenle ilgilenen 42 beyefendi tarafından "The Yacht Club" adıyla kuruldu. Üyelik, en az 10 tonluk bir tekneye sahip olanlarla sınırlıydı. Kulüp, 1833’te Kral IV. William tarafından Royal Yacht Squadron adını aldı.

Kulübün merkezi, Wight Adası’ndaki Cowes Kalesi. Kulübün yatları, Kraliyet Donanması’nın beyaz sancağını taşıma ayrıcalığına sahip. Antarktika kaşifi Robert Falcon Scott da kulübün üyesiydi. Son seferinde gemisi Terra Nova’yı donanma disiplinini uygulayabilmek için kulübün yatı olarak kaydettirdi.

Kulübün kapıları uzun süre kapalı kaldı. Üyeler kadınlara tam üyelik hakkını ancak Ağustos 2013’te tanıdı.

Hikayenin döngüsü de burada tamamlanıyor. 2027’de kupanın Challenger of Record’u, yani meydan okuyanların öncüsü yine Royal Yacht Squadron. Kupayı 175 yıl önce ilk ortaya koyan kulübü bu kez Sir Ben Ainslie liderliğindeki GB1 temsil ediyor.

Otuz yıl kaybeden çay tüccarı

Kupanın en sevilen kaybedeni bir çay tüccarı. Thomas Lipton, 1848’de Glasgow’da, Büyük Kıtlık’tan kaçmış İrlandalı bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi. 15 yaşında gemide miço olarak çalıştı, biriktirdiğiyle Amerika’ya gitti ve döndükten sonra 1871’de Glasgow’da ilk bakkalını açtı. Zamanla çay plantasyonları satın alarak dünya çapında bir marka kurdu.

Lipton, 1899–1930 arasında Shamrock adını verdiği teknelerle beş kez kupaya meydan okudu ve beşinde de kaybetti. Bu ısrarın arkasında yelken tutkusu kadar tanıtım arzusu da vardı. Sonuç da bunu doğruladı. Kupayı kazanmak için gösterdiği ve çok konuşulan çaba, çayını Amerika’da ünlü yaptı.

Hikayenin hüzünlü bir ayrıntısı var. Kendi çabasıyla zengin olmuş Lipton, İngiliz aristokrasisine doğuştan ait değildi. Seçkin Royal Yacht Squadron onu ancak ölümünden kısa süre önce üyeliğe kabul etti.

Amerikalılar ise onu çoktan benimsemişti. Beşinci yenilgisinin ardından, Büyük Buhran’ın ortasında başlatılan bir kampanyaya binlerce kişi katıldı. Bağışçılar arasında geleceğin başkanı Franklin D. Roosevelt de, kupanın kaidesi için 25 kilo gümüş gönderen Utah’lı madenciler de vardı. Tiffany’nin ürettiği som altın kupa, yoncalarla süslüydü. Lipton, kupayı aldıktan sekiz ay sonra, 1931’de hayatını kaybetti.

132 yıl, cıvatalanmış bir kupa ve gizli bir omurga

New York Yacht Club kupayı 1857’den 1983’e kadar elinde tuttu ve art arda 24 kez savundu. 1851 zaferiyle birlikte 132 yıl süren bu seri, spor tarihinin süre bakımından en uzun galibiyet serisi.

Kulübün kendine güveni öylesine büyüktü ki kupayı trofe salonunda bir kaideye cıvatalamıştı. 1970’lerde Avustralyalı iş insanı Alan Bond, kupayı o kaideden sökmeyi kafasına koydu ve kendi kendini yetiştirmiş tasarımcı Ben Lexcen ile yola çıktı.

Lexcen’in cevabı, daha önce kimsenin görmediği "kanatlı" bir omurgaydı. Bu tasarım, Australia II’yi hem daha hızlı hem de daha çevik yaptı. Avustralyalılar omurgayı dünyadan, özellikle de Amerikalılardan gizlemek için olağanüstü önlemler aldı. Tekne taşınırken omurga brandalarla örtüldü, gece gündüz silahlı korumalar tutuldu. Amerikalılar önce tasarımı, geliştirildiği Hollanda’daki test merkezinden satın almayı denedi. Bu olmayınca omurganın kurallara aykırı olduğunu defalarca iddia etti. Bu itirazlar da reddedildi.

Maç kötü başladı. Dennis Conner yönetimindeki Liberty, ekipman arızası yaşayan Australia II’yi ilk iki yarışta rahatça yendi. Ancak seri ilerledikçe gizli omurga Amerikalıların sinirlerini bozmaya başladı ve Royal Perth Yacht Club’ın teknesi Australia II, 1983’te 132 yıllık seriyi sona erdirdi.

Zaferin ardından Bond, tekneyi sudan kaldırtarak omurgayı herkese gösterdi. Newport limanı o kadar kalabalıktı ki ekibin dümencisi John Bertrand’ın anlatımıyla limanın üzerinde yürümek mümkündü. İnsanlar omurgaya dokunmak için suya atlıyordu. Aralarında smokinli biri bile vardı.

Yeni Zelanda’nın kırmızı çorapları

1995’te kupa Yeni Zelanda’ya gitti ve bu zaferin sembolü bir çift çorap oldu. Peter Blake’in eşi Pippa, ona her yelken kampanyası için uğur getirsin diye bir çift çorap hediye ediyordu. 1995’te San Diego’daki kampanya için çoraplar kırmızıydı ve Blake, Yeni Zelanda teknesi Black Magic her denize çıktığında bu çorapları giydi. Bir gün sakatlığı nedeniyle teknede bulunamadı. Teknede kırmızı çorap yoktu ve Yeni Zelanda tüm kampanyadaki tek yenilgisini o gün aldı.

Çoraplar kısa sürede ulusal bir tutkuya dönüştü. Sponsorlar finalden önce on binlerce çift ürettirdi ve çoraplar Yeni Zelanda’da günler içinde tükendi. Toplam 100 bin çift satıldı ve gelirin yarısı ekibe gitti. Bu, kısıtlı bütçeli kampanya için ustaca bir finansman hamlesi oldu. Ekip döndüğünde yüz binlerce kişi Christchurch, Wellington ve Auckland sokaklarını doldurdu.

Blake, 2000’de kupayı başarıyla savundu. Yeni Zelanda böylece kupayı başarıyla savunan ilk Amerikalı olmayan ekip oldu. Hikayenin sonu ise trajik. Yelken yarışlarını bırakıp çevre çalışmalarına yönelen Blake, 5 Aralık 2001’de Amazon Nehri’nde korsanların saldırısında hayatını kaybetti. Kırmızı çoraplar bu kez yas için yeniden giyildi.

Göl kıyısındaki kulüp kupayı Avrupa’ya taşıdı

Kupanın Avrupa’ya ilk yolculuğu, denizi olmayan bir ülkeden başladı. 1872’de kurulan Société Nautique de Genève, Cenevre Gölü kıyısındaki bir kulüp ve göl için özel olarak geliştirilmiş yüksek performanslı katamaranlarıyla tanınıyor.

İsviçreli biyoteknoloji iş insanı Ernesto Bertarelli, 2000’de Alinghi adlı yarış ekibini kurdu. Takımın adı, Bertarelli ailesinin İtalya kıyılarında yarıştırdığı teknelerden geliyordu. Alinghi, 2003’te bu kulübü temsil ederek Auckland’da Team New Zealand’ı yendi. Bu, bir ekibin kupayı ilk denemesinde kazandığı ilk seferdi ve kupa ilk kez Avrupa’ya gitti.

Bu zaferin arkasında tanıdık bir isim vardı. Yeni Zelanda’ya 1995 ve 2000’de kupayı kazandıran dümenci Russell Coutts, 2003’te bu kez Alinghi’nin saflarında Yeni Zelanda’nın karşısına çıktı. America’s Cup tarihinin en başarılı dümencisi olan Coutts, üç kupa maçında dümende 14 yarışın 14’ünü kazandı.

Mahkemede başlayan, suda iki yarışta biten kupa

2007’deki savunmanın ardından Alinghi, yeni kurulmuş bir İspanyol kulübünü resmî meydan okuyan olarak ilan etti. Bu kulübün ne bir kulüp binası ne teknesi vardı, daha önce hiç yarış da düzenlememişti. Larry Ellison’ın BMW Oracle Racing ekibi, Golden Gate Yacht Club adına bu düzenlemeye New York mahkemesinde itiraz etti ve davayı kazandı.

Taraflar anlaşamayınca 2010 maçı, bağış senedinin en temel kurallarıyla, yalnızca iki kulüp arasında yapıldı. Kurallar bu kadar az olunca iki taraf da tasarımı sınırlarına kadar zorladı. Alinghi dev bir katamaranla, Oracle ise dev bir trimaranla sahneye çıktı. Uzun süren tartışmalara rağmen suyun üstündeki mücadele kısa sürdü. Sert kanat yelkenli USA 17 çok daha hızlıydı ve seri iki yarışta bitti. Oracle ekibinin başında ise Bertarelli’nin eski sağ kolu Russell Coutts vardı.

Mahkeme, kupanın tarihinde yeni bir durak değildi. 1988’de Yeni Zelandalı Mercury Bay Boating Club dev bir tek gövdeyle meydan okumuş, San Diego Yacht Club ise bir katamaranla karşılık vermişti. New York Temyiz Mahkemesi, senedin kuralları korunduğu sürece savunan kulübün meydan okuyandan farklı tipte bir tekne kullanabileceğine hükmetti.

Oracle’ın ikinci büyük anı 2013’te San Francisco’da geldi. Takım, kural ihlali cezası nedeniyle maça iki yarış geriden başladı ve seriyi 9–8 kazandı. Bu maç kupa tarihinin en çarpıcı geri dönüşlerinden biri olarak hatırlanıyor.

Savunan ve meydan okuyan, bugün sistem nasıl işliyor?

1870’teki ilk savunmadan 1967’ye kadar kupaya her seferinde tek bir kulüp meydan okudu. 1970’te birden fazla kulüp başvurunca, resmî meydan okuyanı seçmek için bir eleme serisi düzenlendi ve bu yöntem o günden bu yana sürüyor.

Bugünkü düzen şöyle işliyor. Savunan kulüp, meydan okuyanlardan birini "Challenger of Record" olarak kabul ediyor. Bu kulüp, savunanla birlikte kuralları belirliyor ve diğer ülkelerin kulüplerinin de katıldığı meydan okuyanlar serisini düzenliyor. Seriyi kazanan tekne, 1983’ten 2017’ye kadar ve yeniden 2024’te Louis Vuitton Kupası olarak anılan kupayı alıyor ve asıl maçta savunanın karşısına çıkıyor.

2027’de kupayı Royal New Zealand Yacht Squadron’ı temsil eden Emirates Team New Zealand savunuyor. Haziran 2026 tarihli resmî basın kitine göre altı meydan okuyan var. Challenger of Record olarak Büyük Britanya’dan GB1, İtalya’dan Luna Rossa, İsviçre’den Tudor Team Alinghi, Fransa’dan La Roche-Posay Racing Team, Avustralya’dan Team Australia ve ABD’den American Racing Challenger Team USA.

Teknenin kendisi de yarışıyor

America’s Cup’ta her takım kendi teknesini tasarlıyor ve inşa ediyor. Bu yüzden yarış, yelkencilik becerisinin yanında tekne ve yelken tasarımını, finansman bulma ve yönetim becerisini de sınıyor.

Bu özgürlüğün sınırları da belirlenmiş. Direk, arma, foil kolları ve bunları hareket ettiren hidrolik gibi bazı parçalar herkes için aynı. Geri kalan alanda takımlar serbest. 2027’de maliyeti kontrol altında tutmak için yeni tekne yapılmıyor. Takımlar 2024’te yarışan AC75 gövdelerini sınırlı değişikliklerle yeniden kullanıyor ve harcamalar 75 milyon euroluk bir üst sınırla denetleniyor. Bu yüzden eldeki tekneyi en iyi şekilde geliştirmek her şeyden önemli.

Formula 1 benzetmesi tam da bu noktada anlam kazanıyor. İki sporda da takımlar aynı kurallar çerçevesinde farklı makineler üretiyor ve yarış, pistten önce tasarım ofisinde başlıyor.

Formula 1 mühendisleri tersanede

Bu benzerlik bir mecazdan ibaret değil. İngiliz takımının Mercedes F1 ile ortaklığı, iki takımın ortak sahibi INEOS üzerinden kuruldu. Yelken takımının Mercedes’in üssü Brackley’de ofisleri var ve yüzlerce Mercedes çalışanı yelken projesinde görev aldı. James Allison iki takımın da teknik direktörüydü.

Karbon fiber kompozitler, yapısal analiz, hidrolik ve kontrol sistemleri, elektronik, veri analizi, hidrodinamik ve aerodinamik. İki sporun kesiştiği alanlar oldukça geniş. Alinghi de kupaya döndüğünde dönemin Formula 1 dünya şampiyonu Red Bull Racing ile güçlerini birleştirerek Alinghi Red Bull Racing adıyla yarıştı. Mercedes mühendisi Thomas Batch’e göre iki iş birbirine çok benziyor.

Suyun üstünde uçan 23 metrelik bir tek gövde

Bugünkü America’s Cup teknesinin adı AC75. Adındaki 75, teknenin fit cinsinden boyu. Tekne yaklaşık 23 metre uzunluğunda ve 5 metre genişliğinde. Gövdenin kendi boyu 20,7 metre. Tek gövdeli bir tekne, ama rüzgar yaklaşık altı knot’a ulaştığında foil’leri üzerinde yükselerek suyun üstünde uçmaya başlıyor.

Teknenin iki yanında, uçlarında T biçimli foil’ler taşıyan kollar var. Ütü masası büyüklüğündeki bu foil’ler yedi tonluk bir tekneyi sudan kaldırabiliyor. Klasik bir omurgası yok. İki yandaki hareketli foil’ler hem dengeyi hem kaldırma gücünü sağlıyor. Tekneler 50 knot civarında hızlarla uçuyor. Yarışta ölçülen rekor ise 55,6 knot, yani saatte 100 kilometreyi aşan bir hız.

Kupanın tekneleri uzun süre Türkiye’deki yarış yatlarına benziyordu. 1958–1987 arasında yarışan 12 Metre sınıfı teknelerin gövdesi suyun içindeydi ve altlarında ağır bir kurşun omurga vardı. 1983’te kupayı kazanan Australia II 19,2 metre boyunda ve yaklaşık 22 ton ağırlığındaydı. 1992–2007 arasında kullanılan IACC tekneleri 25 metreye kadar büyüdü. Bu teknelerde yalnızca omurganın ağırlığı 19 tona ulaşıyordu ve ekip 17 kişiydi.

Bizdeki kulüp yarışlarında gördüğümüz yatlar da aynı prensiple çalışıyor. Gövde suyun içinde ilerliyor, omurga tekneyi dik tutuyor ve gövdenin su hattı boyu hızı sınırlıyor. Bu yüzden bu tekneler çoğunlukla tek haneli knot hızlarında yarışıyor. AC75’te ise gövde yarış boyunca suya neredeyse hiç değmiyor. Tekneyi omurganın ağırlığı yerine foil’lerin kaldırma gücü dengeliyor ve tekne rüzgarın birkaç katı hıza ulaşabiliyor. Bu değişim 2010’dan sonra hızlandı. 2013’te kanat yelkenli katamaranlar foil’lerin üzerinde uçmaya başladı, 2021’de de uçan tek gövdeli tekneler geldi.

Kaslardan pillere

Teknedeki insan sayısı her dönemde yeniden tartışıldı. 2024 kurallarıyla ekip, ağırlıktan tasarruf etmek için 11 kişiden 8 kişiye indi. Aynı düzenlemeyle pedal çevirerek hidrolik sisteme güç üreten "cyclor"lar yeniden serbest bırakıldı. Bu fikri 2017’de Emirates Team New Zealand getirmişti.

2027’de daha büyük bir değişim geliyor. Resmî basın kitine göre AC75’lerin bütün güç ihtiyacı pillerle karşılanıyor. Piller dört cyclor’un ürettiği güce eşdeğer güç sağlıyor ve dümen dışında insan gücü kullanılamıyor. Ekip beş kişiye iniyor ve en az biri kadın sporcu olmak zorunda. Teknede ayrıca bir konuk yarışçı koltuğu var. Milliyet kuralı da sıkılaştı. Kadın sporcu ve en az iki sporcu takımın ülkesinden olmalı, yani ekipte en fazla iki yabancı sporcu yer alabiliyor.

Kupanın bedeli

Kupanın prestiji, dünyanın en iyi yelkencilerini, tasarımcılarını, varlıklı girişimcilerini ve sponsorlarını bir araya getiriyor. Bunun bir bedeli de var. Modern bir America’s Cup takımının bütçesi 100 milyon doları aşabiliyor. 2013’ün galibinin yarışa yaklaşık 300 milyon dolar harcadığı tahmin ediliyor.

Ev sahibi şehir için tablo daha da büyük. Barselona Üniversitesi ile Barcelona Capital Nàutica Vakfı’nın raporuna göre 2024’teki 37. America’s Cup, Barselona ve Katalonya’ya 1,034 milyar euroluk ekonomik etki sağladı. 59 gün boyunca ücretsiz etkinlik alanlarında 1,8 milyon ziyaretçi sayıldı. Bunların 460.819’u özellikle bu yarış için şehre geldi. Etkinlik 12.872 kişilik istihdama eşdeğer bir etki yarattı ve 208,5 milyon euro vergi geliri sağladı. Limana demirleyen 244 süper yat, yerel ekonomiye tek başına 35 milyon euro harcama bıraktı.

Tablonun öbür yüzü de var. Barselona Limanı’nın 2022–2024 arasında 4,5 milyon euro harcadığı ve 3,5 milyon euro zarar kaydettiği bildirildi. Kupa 2027’de Napoli’ye taşınıyor.

Kupanın arkasındaki sektörler

America’s Cup’ın sponsor listesi, kupanın hangi kitleye seslendiğini de gösteriyor. 38. America’s Cup’ın ana sponsoru, kupayla bağı 1983’te Louis Vuitton Kupası ile başlayan lüks moda ve deri ürünleri markası Louis Vuitton. Yarışın resmî zaman tutucusu İsviçreli saat üreticisi Omega.

Takımların tarafında tablo daha çeşitli. Savunan takımın isim sponsoru havayolu şirketi Emirates. Emirates bu sponsorluğu yirmi yılı aşkın süredir sürdürüyor ve anlaşmayı beşinci kez yeniledi. İsviçre takımının adında saat markası Tudor, Fransız takımının adında L’Oréal Grubu’na ait cilt bakımı markası La Roche-Posay yer alıyor.

İtalyan takımı Luna Rossa’nın ana sponsoru moda markası Prada, lastik üreticisi Pirelli ise takımın resmî sponsoru ve teknoloji ortağı. Takımın ortakları arasında otomobil markası Alfa Romeo, sigorta grubu Unipol, saat markası Panerai, makarna üreticisi Pasta Garofalo ve telekomünikasyon şirketi Fastweb de var. Fastweb, Cagliari ve Napoli körfezlerinde tekne verilerinin ve görüntülerin anlık aktarılması için takıma özel 5G kapsama alanı kuruyor.

İngiliz takımında öne çıkan isim bir sponsor yerine bir yatırımcı. Yatırım şirketi Oakley Capital, GB1’in çoğunluk hissesini aldı.

Liste birkaç sektörde toplanıyor. Lüks moda ve saat, havacılık, kozmetik, otomotiv, sigorta, gıda ve telekomünikasyon. Markaların bir kısmı yarışı uluslararası ve yüksek gelirli bir kitleye ulaşmak için, bir kısmı da teknolojisini gerçek yarış koşullarında sınamak için kullanıyor.

Türkiye’de iki tekne, bire bir

America’s Cup’ın finali, yelkende "match race" denen formatta yapılıyor. İki tekne aynı anda yarışıyor ve rakibini geçen kazanıyor. Bu formatın Türkiye’deki geçmişi kısa ama son yıllarda hızla büyüyor.

Marmaris. Datça Yat Spor Kulübü ve Marmaris Uluslararası Yat Kulübü, Avrupa Match Race Tour’un Türkiye etabını 25–28 Eylül 2025’te ilk kez Marmaris’te düzenledi. Albatros Marina’daki yarışlarda İspanya, İngiltere, Polonya, İsveç, Yunanistan ve Türkiye’den 8 ekip ve 38 sporcu yarıştı. 11 Metre One Design (11MOD) sınıfı Türkiye’de ilk kez bu organizasyonla tanıtıldı. Yarışları Alman ve İtalyan hakemler yönetti. Serinin Marmaris ayağı 2026’da da takvimdeydi ve 15–16 Ekim 2026’da aynı marinada, aynı filoyla Türkiye Match Race şampiyonluğu yarışılacak.

Moda. Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü, Türkiye Yelken Federasyonu ve Eker Süt Ürünleri iş birliğiyle düzenlenen TAYK–Eker Olympos Regatta kapsamındaki J70 Match Race, 2026’da Türkiye’de üçüncü kez yapıldı. Moda Deniz Kulübü’nün ev sahipliğinde 11–12 Ağustos’ta yarışan altı ekip iki günde 29 yarış tamamladı. Yarışlar YouTube ve X üzerinden canlı yayınlandı ve parkurdaki taktik hamleler canlı anlatımla izleyiciye aktarıldı.

Bu örneklerin America’s Cup ile ortak dili aynı. Start çizgisindeki pozisyon, rakibi kapatma hamleleri ve iki teknenin birbirine metrelerle yaklaştığı dönüşler.

Boğaz’da kıyıdan izlenen yarışlar

America’s Cup’ın doğduğu yarış kıyıdan, Kraliçe dahil binlerce kişi tarafından izlenmişti. İstanbul’da da yelken yarışlarını kıyıdan izlemek mümkün. İki kıtanın arasındaki dar su yolu, kıyıya bu kadar yakın parkuru olan az sayıda yarış alanından biri ve farklı kulüpler burada her yıl yarış düzenliyor.

Türkiye Yelken Federasyonu’nun 2026 faaliyet programına göre yılın kalan haftalarında Boğaz’da üç yarış var. Türkiye Açıkdeniz Yarış Kulübü, TAYK Trofesi’nin dokuzuncu ayağını 3 Ekim’de Bülent Atabay Kupası adıyla düzenliyor. Kupa, 1980’den bu yana Orient Express adlı altı yarış teknesini hayata geçiren Bülent Atabay’ın adını taşıyor. Marmara Yelken Spor Kulübü 24 Ekim’de MASS Kardeşlik Kupası’nı düzenliyor. Cumhurbaşkanlığı 7. Uluslararası Yat Yarışları’nın Cumhuriyet Kupası etabı da 29 Ekim–1 Kasım’da Boğaz ve çevresindeki sularda yapılacak.

İstanbul’daki ve Türkiye’nin diğer kıyılarındaki yarışların hepsini yarış takvimimizde bulabilirsiniz.

Napoli’ye giden yol

38. America’s Cup yolculuğu şimdiden başladı. Hazırlık regattalarının ilki Mayıs 2026’da Sardinya’daki Cagliari’de, ikincisi 24–27 Eylül 2026’da Napoli’de yapıldı. Bu yarışlar, AC75’in küçük kardeşi AC40’larla koşuluyor ve takımlar asıl kadrolarının yanında kadın ve gençlerden oluşan ekipleriyle de yarışabiliyor.

Meydan okuyanlar serisi 22 Mayıs–4 Temmuz 2027 arasında, kupa maçı ise 10 Temmuz’da başlayıp 17–18 Temmuz hafta sonu tamamlanacak. America’s Cup, 175 yıllık tarihinde ilk kez İtalya’da yarışılacak.

Yarışları izlemek için en kolay yol resmî YouTube ve Facebook kanalları. 2024’te canlı yayın ve özetler bu kanallar üzerinden 239 bölgeye ulaştı. Resmî yayıncılar 209 bölgede yayın yaptı.

Paylaş
Bu yazıyı paylaş
Bu yazıyı paylaşXLinkedInWhatsApp

Instagram

Videolar, röportajlar ve yarıştan anlık kareler Instagram hesabımızda.

@ruzgar.ustu

Instagram’da takip et

Bülten

Yeni yazılar ve yaklaşan yarışlar, ayda bir e-postanızda.

Adresiniz yalnızca bülten için kullanılır, üçüncü taraflarla paylaşılmaz.