Tıp Fakültesi Sürerken Bir Yarışçı Doğdu
Yavuz’un yelken geçmişi uzun değil. Daha bir yıl önce, babasının tavsiyesiyle ilk kez tekneye çıktı. Bugün Alfasail MAD Parfumeur ekibinde başüstünde, IRC1’de yarışıyor. Bir yandan da Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi.
Kim Bu Takım? serisinde bu kez, tıp fakültesi sürerken yarışın içine giren bir başüstünü dinledik.
Yavuz’un yelken geçmişi uzun değil.
Daha bir yıl önce, babasının tavsiyesiyle yeni bir şey denemek için ilk kez tekneye çıktı. O gün yarış yelkenciliği hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyordu. İlk seyrin ardından ise bu sporun hayatında kalmasını istediğine karar verdi. Bugün Alfasail MAD Parfumeur ekibinde başüstünde, IRC1’de yarışıyor.
Bütün bunlar olurken hayatının geri kalanı durmadı.
Yavuz, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisi. Dersler, sınavlar ve fakülte devam ederken yarış takvimi de hayatına girdi. Başlarken onun da aklında aynı soru vardı: İkisini birden yürütmek mümkün mü?
Kendi cevabı, beklediğinden farklı oldu. Yelken tıbbın yoğunluğuna eklenen bir yükten çok, o yoğunluğun içinde başka bir odak alanına dönüştü.
Bu yüzden Yavuz’un hikâyesi yalnızca yeni başlayan bir yelkencinin hikâyesi değil.
Aynı zamanda yelkene çocukken başlamamış olmanın geç kalmak anlamına gelmediğini; yoğun bir eğitim, başka hedefler ve başka bir gelecek varken de yarışçı olunabildiğini gösteren bir örnek.
Rüzgar Üstü’nde bu kez, tıp fakültesi sürerken yarışın içine giren Yavuz’u dinliyoruz.

Önce seni tanıyalım: Yavuz kim, hangi takımda ve hangi pozisyonda yarışıyor? Yelkene nasıl başladın, bugün hangi sınıflarda/yarışlarda seni görüyoruz?
Ben Yavuz, Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi 3. sınıf öğrencisiyim. Alfasail MAD Parfumeur ekibinde başüstü olarak yarışıyorum.
Yelkene bundan tam 1 sene önce yeni bir deneyim kazanmak için babamın tavsiyesi üzerine başlamıştım ancak o zamanlar yelken yarışları hakkında hiçbir fikrim yoktu. İlk yelken seyrimden sonra yelkenin hayatımın geri kalanı boyunca hayatımda olması gerektiğine karar vermiştim ve Deniz Abi’yle eğitimi bitirdikten sonra yarışmak istediğimi belirttim, o da “gel seni bir deneyelim” dedi. Sanırım performansımdan memnun kaldılar; o günden beri IRC1 klasmanında Mary ile yarışıyorum, zaman zaman da ihtiyaç olursa IRC2 klasmanında Falcon ile yarıştığım oluyor.
Tıp öğrenciliği zaten başlı başına yoğun. Bir de yarış takvimi eklenince hayat nasıl organize oluyor? Ders, staj, sınav, antrenman ve yarış arasında gerçekten neyi feda etmek gerekiyor?
Yarışmaya başladığımda aklımdaki tek soru işareti hem tıbba hem yarışlara nasıl vakit ayıracağım oldu. Acaba derslerim negatif etkilenir mi diye endişem vardı elbette ancak beklediğimin tam tersi bir etki oldu. Tıp gerçekten yoğun bir bölüm ama kendinize nefes alacak bir alan yaratmazsanız asla başarılı olabileceğiniz bir bölüm değil.
Yarış takviminin büyük bir kısmının hafta sonu olması işleri oldukça kolaylaştırıyor olsa da genelde feda etmem gereken şey uykum oluyor.
Bir yarış haftasına hastane ya da fakülteden çıkıp gelmek nasıl bir geçiş? Zihnini dersten veya klinikten çıkarıp tekneye geçtiğin anda yarış moduna sokabiliyor musun?
Özellikle yoğun bir sınav döneminde veya proje teslimi haftasında yarış moduna girmek dışarıdan bakıldığında daha zormuş gibi görünse de yarışmayı tıbbın yoğun temposundan bir kaçış olarak gördüğüm için oldukça kolay oluyor.
Yarışta her saniye çok kıymetli; en ufak bir aksilik bazen dakikalar kaybetmenize yol açıyor. Yarış sırasında odağınızın sadece orada olması çok önemli, bu yüzden yarış süresi boyunca başüstü dışındaki tüm kimliklerimi geride bırakıyorum.
Takımın içinde senin sorumluluğun ne? Starttan finişe kadar senden ne bekleniyor ve sen iyi bir yarış çıkardığını ne zaman hissediyorsun?
Bir başüstü olarak benden beklenen balonu düzgün basmak, hatasız kavança atmak, yarış içerisinde gerekirse yelken değişikliği yapmak, teknenin baş tarafında herhangi bir çapariz olursa bunu düzeltmek ve geri kalan her saniye trapez yapmak. Tabii doğal olarak ilk yardım gerektiren bir durum olursa onu da ben hallediyorum.
Benim için iyi bir yarış podyuma çıkmakla değil iyi bir mücadele ortaya koymakla ilgili. Kimi zaman rüzgar sizden yana olmayabiliyor ya da ekipman sıkıntısı olabiliyor; önemli olan şartları zorlamak ve maksimum performans için çabalamak.
Tıp ve yelken ilk bakışta çok farklı iki dünya. Sence birbirlerine öğrettikleri bir şey var mı? Baskı altında karar verme, ekip çalışması, disiplin ya da hata yönetimi açısından mesela.
Hem tıbbın hem de yelkenin içindeki biri olarak o kadar da farklı dünyalar olduğunu düşünmüyorum; ameliyathaneyi yöneten bir cerrahla teknesini yöneten bir kaptan, mükemmel bir yelken trimi ve bir cerrahın hassasiyeti gibi pek çok benzerlik var.
Kendim üzerinden de şöyle örnek verebilirim: başüstü adrenalini yüksek bir pozisyon; tekne pandüldeyken yağışlı ve sert bir havada simetrik bir balonla kavança atmak veya yelken değişiklikleri baskı altında çalışmayı ve karar vermeyi gerektiriyor, tıpkı hastanede karşılaştığımız pek çok durum gibi.
Bu tempoya rağmen seni tekrar tekrar tekneye getiren şey ne? Yarışmak mı, takımın parçası olmak mı, rekabet mi; yoksa karada bulamadığın başka bir şey mi?
Denize açılmak, rüzgarı yüzümde hissetmek ve şartlar ne olursa olsun sınırları sonuna kadar zorlayarak mücadele etmenin verdiği his bambaşka. Bunu konfor alanından çıkmayan insanların anlaması zor ancak bu hissin yerini hiçbir şey tutamaz.
Son olarak takımını anlatalım: “Kim Bu Takım?” diye soran birine, sizi diğer ekiplerden ayıran şeyi nasıl anlatırsın?
10 yıldan uzun süredir beraber yarışan bir takıma dahil olmama rağmen bir an bile sonradan dahil olduğumu hissetmedim. Yarış sırasında tansiyon ne kadar yükselirse yükselsin hata yaptığımda asla suçlanmadım.
Takımdaki her biri bana farklı şeyler öğretti: Deniz abi bana yarış stratejisini ve dümen tutmayı, Melih abi piyanonun efendisi olmayı, Aykut abi saatlerce balonu yüzde yüz yirmi performansla kullanmayı, Muhsin abi başüstünden dümen tutmaya incelikleri, Enis abi ise bana nasıl çok iyi bir başüstü olacağımı öğretti (eğer onun gibi bir başüstü olabilirsem ne mutlu bana).
Biz birbirimizden farklı karakterlere sahip ama bir arada çok iyi bir bütün olan ekibiz.
Bizler MAD Parfumeur’un “Mad Men”leriyiz.
Bu da her yarışı çok keyifli hale getiriyor.


Bir yanıt yazın