Kategori: İlk Yarışım

  • Tedavinin Ardından Yeniden Başüstünde: “Start Verildiğinde O Anda Kalmak Zorundasınız”

    Tedavinin Ardından Yeniden Başüstünde: “Start Verildiğinde O Anda Kalmak Zorundasınız”

    İlk Yarışım20 Ağustos 2026

    Tedavinin Ardından Yeniden Başüstünde: “Start Verildiğinde O Anda Kalmak Zorundasınız”

    İki çocuk annesi, otelcilik sektöründe gelirler direktörü ve yönetim kurulu üyesi. 2023’ten bu yana farklı ekiplerle yarışıyor; teknede en sık üstlendiği görevlerden biri ise başüstü. Talihsiz bir olay sonrası topuğu kırıldığında önünde uzun bir tedavi süreci vardı. Sezonu kapattı, yarıştan uzak kaldı ve aylar sonra yeniden tekneye döndü. İlk yarışında bu kez mesele yalnızca start almak değil, yeniden yarışabildiğini görmekti.

    Yaris gunu, basustunde gorev basinda bir yelkenci
    Yarış günü · Başüstünde görev başında

    İlk Yarışım serisinde bu kez yarışa yeniden dönen bir yelkenciyi dinledik.

    Bir yelken sezonu bazen yarış takviminin dışında kapanır.

    Planlanmış yarışlar, antrenmanlar, ekip içindeki görevler bir anda yerini doktor kontrollerine, fizik tedaviye ve “ne zaman dönebilirim?” sorusuna bırakabilir.

    Onun için de öyle oldu.

    2023’te başlayan yelken hikâyesinde farklı ekiplerle yarışmış, başüstünden direk dibine, cenova trimden farklı tekne görevlerine kadar yarışın içinde farklı sorumluluklar üstlenmişti.

    Sonra talihsiz bir olay sonrası topuğu kırıldı.

    Doktorun ilk öngörüsü 4-5 ay boyunca ayağının üzerine basmaması, toplam tedavi sürecinin ise 6-7 ayı bulmasıydı.

    O noktada hedef bir sonraki yarışı yakalamak değil, sezonu kapattığını kabul etmekti.

    Aylar sonra yeniden tekneye çıktığında ise ilk startın anlamı değişmişti.

    Rüzgar Üstü’nün İlk Yarışım serisinde bu kez ilk kez yarışan birini değil, yarışa yeniden dönen bir yelkenciyi dinliyoruz.

    Roportajin konugu: otelcilik sektorunde gelirler direktoru ve yonetim kurulu uyesi
    Otelcilik sektöründe gelirler direktörü ve yönetim kurulu üyesiİki çocuk annesi · 2023’ten bu yana yarışıyor · Teknede başüstü

    Önce seni karada tanıyalım. Ne iş yapıyorsun, ne zamandır yarışıyorsun ve teknede hangi görevleri üstleniyorsun?

    Otelcilik sektöründe gelirler direktörü ve yönetim kurulu üyesi olarak çalışıyorum.

    Yelken hayatım ise 2023’ten bu yana devam ediyor. Alfasail Yelken Okulu’nda NTS Danışmanlık Yelken Ekibi ile yarışıyorum. Bazı yarışlarda Deniz Yılmaz kaptanlığındaki MAD Parfüm Yelken Takımı ile de yarışma fırsatım oldu. 2026 Nisan ayından itibaren Code Zero ekibiyle yarışlara katılmaya başladım.

    Teknede farklı görevlerde bulunma şansım oldu.

    NTS’de öncelikli görevim başüstüydü ancak kaptanın yönlendirmesiyle cenova trim de yaptım. MAD’de direk dibi olarak yarıştım. Code Zero’da ise şu ana kadar ağırlıklı olarak başüstündeyim; bunun yanında cenova trim ve direk dibi görevlerini de üstlendiğim oldu.

    Farklı görevlerin her biri yarışa başka bir yerden bakmanızı sağlıyor.

    Talihsiz bir olay sonrası topuğun kırıldı. Doktor sana 6-7 aylık bir tedavi sürecinden söz ettiğinde ilk düşündüğün şey neydi?

    Hastaneye giderken kötü bir kırık olduğunu zaten hissetmiştim.

    O anda en çok düşündüğüm şey ameliyata gerek kalmadan atlatabilmekti. Bunun için dua ediyordum.

    Ertesi gün doktor, 4-5 ay boyunca ayağımın üzerine basamayacağımı ve toplamda 6-7 aylık bir tedavi süreci olacağını anlattı.

    Duyuyorsunuz ama ilk etapta tam olarak idrak edemiyorsunuz.

    Benim aklımdaki ilk şey, sezonu kapattığım fikrine kendimi adapte etmek oldu.

    “Ne zaman dönerim, hangi yarışı yakalarım?” gibi düşüncelerle kendimi strese sokmamaya çalıştım. Süreci yavaştan alıp, önüme geldikçe yaşamaya karar verdim.

    Bence o aşamada benim için en sağlıklısı buydu.

    Bir yarışçı için sezonu kapatmayı kabullenmek zor mu?

    Elbette zor.

    Hayatınızın içine yerleşmiş bir düzen bir anda kesiliyor.

    Antrenmanlar, yarışlar, ekip arkadaşlarınızla geçirdiğiniz zaman, hafta sonu planlarınız… Hepsi bir anda hayatınızdan çıkıyor.

    O dönemde benim önceliğim “geri dönmek” değil, iyileşmekti.

    Kendime bir tarih koyup onun baskısını yaşamak istemedim.

    Sürecin nasıl ilerleyeceğini bilmiyorsunuz. Vücudunuzun nasıl cevap vereceğini bilmiyorsunuz. Bu yüzden mümkün olduğunca gün gün ilerlemeye çalıştım.

    İyileşme sürecinde seni en çok zorlayan şey neydi?

    Bir anda fiziksel bir engelim oluşmuştu.

    İki değnekle yürümek zorundaydım ve ayağımın üzerine basmam kesinlikle yasaktı.

    İlk 4-5 gün “neden?” ve “nasıl?” sorularıyla çok uğraştım.

    Sonra bakış açım biraz değişmeye başladı.

    Sakatlığın, kondisyonumun iyi olduğu bir döneme denk geldiğini fark ettim. Çünkü bütün vücudunuzu iki değnekle koordine etmek düşündüğünüzden çok daha fazla güç gerektiriyor.

    O noktada aslında ne kadar şanslı olduğumu yeniden hatırladım.

    Bir yandan iş hayatın devam ediyor, iki çocuğun var. Bu dönemde günlük hayat nasıl değişti?

    Elbette günlük hayat tamamen değişiyor.

    Normalde düşünmeden yaptığınız en basit hareketler bile planlama gerektiriyor.

    Beni asıl ayakta tutan şey ailemdi.

    Eşim ve çocuklarım büyük destek oldu. Sürekli “iyileşir ve hemen eski haline dönersin” diyerek bana moral verdiler.

    İki çocuk annesi olmak zaten hayatı farklı bir şekilde organize etmeyi öğretiyor. İş hayatı da aynı şekilde devam ediyor. Dolayısıyla bu süreçte hem yardım istemeyi hem de bazı şeyleri bir süreliğine kontrol edemeyeceğinizi kabul etmeyi öğreniyorsunuz.

    Benim için en önemli şeylerden biri, bu süreci tek başıma yaşamıyor olmamdı.

    Yelken ekibinin desteği nasıldı?

    Beni çok etkileyen taraflardan biri buydu.

    Tüm ekip kendi içinde organize olmuştu. Dönüşümlü olarak arıyorlar, ziyarete geliyorlar, nasıl olduğumu soruyorlardı.

    Beni hiç yalnız bırakmadılar.

    Bunun için hâlâ çok minnettarım.

    Bir yelken takımında birlikte yarışmak zaten belli bir güven ilişkisi gerektiriyor. Teknede herkes birbirine bağlı. Birinin yaptığı iş diğerinin işini doğrudan etkiliyor.

    O dönemde bunun sadece teknede kalan bir bağ olmadığını da gördüm.

    Ekibin desteği, motivasyonumu en çok besleyen şeylerden biri oldu.

    Peki yeniden tekneye dönme fikri ne zaman gerçekçi gelmeye başladı?

    Doktor kontrolleri ilerledikçe.

    Ben bu konuda doktor onayını beklemeyi önemli buldum.

    Nisan ayında, doktor kontrolü ve onayından sonra ekibe küçük bir sürpriz yaparak antrenmana katıldım.

    O ana kadar zaten vücudumdaki gelişimi takip ediyordum.

    Yeniden tekneye çıkmak başka bir şey.

    Karada iyi hissetmekle hareketli bir teknede başüstünde görev yapmak aynı değil.

    Tekne sürekli hareket ediyor. Dengede kalmanız, yük taşımanız, hızlı reaksiyon vermeniz gerekiyor.

    Bu yüzden dönüşü sadece “artık yürüyebiliyorum” üzerinden değerlendirmek mümkün değildi.

    “Vücudunu tanımak” meselesinin senin için önemli olduğunu söylüyorsun. Yelken bunun neresinde?

    Vücudunu tanıyan bir insan olduğumu düşünüyorum ve bence herkesin bunun farkında olması gerekiyor.

    Ne zaman zorlayabileceğinizi, ne zaman durmanız gerektiğini, bedeninizin size ne söylediğini bilmek çok önemli.

    Yelken yarışı da aslında insanın kendi potansiyelini fark edebileceği ve geliştirebileceği çok özel bir spor.

    Fiziksel sınırlarınızı görüyorsunuz.

    Denge, güç, dayanıklılık, refleks… Bunların hepsi aynı anda devrede.

    Aynı zamanda zihinsel olarak da sürekli karar vermeniz gerekiyor.

    Bu iki konu bir araya geldiğinde, doktor kontrolleriyle birlikte doğru zamanı en iyi anlayan kişinin yine siz olduğunuzu düşünüyorum.

    Başüstü zaten teknedeki fiziksel görevlerden biri. Geri döndüğünde bu seni tedirgin etti mi?

    Elbette insan ister istemez vücudunu kontrol ediyor.

    Başüstünde hareket alanınız çok dinamik.

    Özellikle manevralarda hızlı olmanız gerekiyor. Dengenizi korurken aynı anda başka bir işi tamamlamak zorundasınız.

    Dolayısıyla “ayağım nasıl hissediyor?” sorusu tamamen yok olmuyor.

    Yarışın enteresan tarafı şu: görev başladığında odağınız çok hızlı değişiyor.

    Bir noktadan sonra “sakatlığım var” diye değil, “şimdi ne yapmam gerekiyor?” diye düşünmeye başlıyorsunuz.

    Benim için dönüşün gerçek olduğunun işaretlerinden biri de buydu.

    Sonra ilk yarış günü geldi. Start öncesinde aklından ne geçiyordu?

    Çok heyecanlıydım.

    Aklımda yarış vardı.

    Rota, yapılacak manevralar, teknedeki görevler…

    Ekip arkadaşlarımla yeniden yarışa dönebilmek benim için gerçekten büyük bir şanstı.

    Start yaklaşırken insanın zihni zaten yarışa geçiyor.

    Ben de sakatlığa odaklanmak yerine yapmam gerekenlere odaklanıyordum.

    “Yelken insanı o anda kalmaya zorluyor” diyorsun. Bunu biraz açar mısın?

    Yelken yarışının en sevdiğim yanlarından biri tam olarak bu.

    Ne yaşarsanız yaşayın, o anda olmak zorundasınız.

    Canınız acıyor olabilir.

    İş hayatınızda çok yoğun bir dönem geçiriyor olabilirsiniz.

    Aklınızda başka bir mesele olabilir.

    Ama start verildiği andan itibaren teknenin içinde kalmanız gerekiyor.

    Rüzgârı takip etmeniz gerekiyor. Ekibi dinlemeniz gerekiyor. Manevrayı zamanında yapmanız gerekiyor.

    Başka bir şey düşünmeye alan kalmıyor.

    Bu yüzden kalp atışımı her seferinde hızlandıran ve “iyi ki yapıyorum” dediğim bir spor.

    Ne yaşarsanız yaşayın, o anda olmak zorundasınız. Start verildiği andan itibaren teknenin içinde kalmanız gerekiyor.

    Finişi gördüğünde ne hissettin?

    Ağrım vardı.

    Ağrıma rağmen yarışı tamamlayabildiğimi görmek beni çok mutlu etti.

    Kendimle bir kez daha gurur duydum.

    O gün finişin benim için anlamı gerçekten başkaydı.

    O finiş sadece bir yarışın sonu değildi.

    Aylar süren bir sürecin ardından yeniden yarışabildiğimi görmenin somut karşılığıydı.

    Yarışta başarıyı nasıl tanımlıyorsun? Finişi görebilmek bazen gerçekten yeterli mi?

    Bence kesinlikle.

    Yarışa sadece kürsü elde etmek için katılmanın doğru olduğunu düşünmüyorum.

    Tabii ki hepimiz iyi yarışmak, sonuç almak, gelişmek istiyoruz.

    Her seyir ayrı bir öğreti taşıyor.

    Bazen iyi bir manevra yapıyorsunuz.

    Bazen hata yapıyorsunuz ve nedenini görüyorsunuz.

    Bazen ekibinizle daha iyi iletişim kuruyorsunuz.

    Bazen de sadece yarışı tamamlamak sizin için önemli hale geliyor.

    Benim için kıymetli ve anlamlı olan, her yarıştan bir şey öğrenmek ve kendimi sürekli daha iyiye taşıyabilmek.

    O ilk yarışta da başarı tanımım buydu.

    Yarışı tamamlamak. Teknede kalabilmek. Ve yeniden yapabildiğimi görmek.

    İki çocuk, yoğun bir kariyer ve yarış takvimi… Yelken hayatında nasıl bir yerde duruyor?

    Yelken benim için yalnızca bir hobi değil.

    Yarıştığınız anda ciddi bir sorumluluğunuz var.

    Takım arkadaşlarınıza karşı sorumlusunuz. Görevinizi bilmeniz, fiziksel olarak hazır olmanız, konsantre olmanız gerekiyor.

    Aynı zamanda günlük hayatın dışına çıkabildiğim çok özel bir alan.

    İş hayatında farklı bir sorumluluk setiniz var.

    Evde başka bir rolünüz var.

    Tekneye çıktığınızda ise bunların hiçbiri size bir manevrayı yaptırmıyor.

    Orada görev neyse onu yapmanız gerekiyor.

    Belki de bu yüzden bu kadar seviyorum.

    Bu ilk yarıştan sonra yelkene bakışında bir şey değişti mi?

    Yelkeni neden sevdiğimi daha iyi anladığımı söyleyebilirim.

    Bir şeyi yapabiliyor olmak bazen insanın gözünde çok normalleşiyor.

    Sonra bir süre yapamadığınızda, geri döndüğünüzde o sıradan görünen şeyin ne kadar kıymetli olduğunu fark ediyorsunuz.

    Benim için yeniden yarışmak biraz böyleydi.

    Daha önce de start almıştım, daha önce de finiş görmüştüm.

    Ama bu kez aynı şeyler aynı anlamı taşımıyordu.

    Bu yüzden o yarış benim için gerçekten bir “ilk yarış” gibiydi.

    İlk Yarışım

    İlk Yarışım serisinin bu bölümünde, 6-7 aylık tedavi sürecinin ardından yeniden yarışa dönen bir yelkencinin hikâyesini dinledik.

    Kariyer, aile hayatı, fiziksel iyileşme ve takım desteğinin arasında, yarışa dönüşün gerçekte ne gerektirdiğini anlattı.

  • Yat Yarışlarına Yetişkinlikte Başlamak

    Yat Yarışlarına Yetişkinlikte Başlamak

    İlk Yarışım18 Ağustos 2026

    Yat Yarışlarına Yetişkinlikte Başlamak

    Yelken, çocuklukta başlanmazsa kaçırılmış bir tren değil. Aksine, dünyanın dört bir yanındaki kulüplerde teknelerin güvertesini dolduranların büyük kısmı bu sporla otuzlu, kırklı, hatta ellili yaşlarında tanışmış insanlar. Bu yazı, “acaba benim için çok mu geç?” diye düşünen herkes için.

    Yelken yarışı aslında nedir?

    Yat yarışının temel mantığı şaşırtıcı derecede basit: deniz üzerine şamandıralarla çizilmiş bir parkur var, bir start hattı var ve herkes aynı anda yola çıkıyor. Zor olan kısım şu ki rüzgâra doğrudan karşı gidilemez. Bu yüzden parkurun rüzgâr üstü ayağında tekneler zikzak çizerek, yani “orsa” seyriyle ilerler; rüzgârı arkasına alan ayakta ise balon benzeri büyük bir yelken açılır. Yarışı kazanan çoğu zaman en hızlı tekne değil, rüzgârın nerede güçleneceğini doğru tahmin edip doğru tarafa dönen ekiptir.

    Bu spor kabaca iki ailede toplanır. Kıyı yarışları (inshore) birkaç saat sürer, şamandıralar arasında döner ve bir hafta sonuna sığdırılan bir seri halinde koşulur. Açık deniz yarışları (offshore) ise A noktasından B noktasına gitmek üzerinedir; günler, bazen aylar sürer. İngiltere’nin efsanevi Rolex Fastnet yarışı Cowes’tan çıkıp İrlanda açıklarındaki Fastnet Kayası’nı dönerek Cherbourg’da biten 600 deniz millik bir parkurdur ve son yıllarda kayıtlar açıldıktan sonraki ilk beş dakikada 400’ün üzerinde tekne kaydolarak dolmuştur.

    Bir de teknelerin nasıl karşılaştırıldığı meselesi var. “One-design” yarışlarda herkes birebir aynı tekneyi kullanır: aynı tasarım, aynı yelken alanı, aynı mürettebat sayısı. Böylece farkı yaratan malzeme değil, insan olur. Farklı boy ve tasarımdaki tekneler aynı yarışta buluştuğunda ise IRC, ORC ya da PHRF gibi handikap sistemleri devreye girer; teknenin ölçülerine göre hesaplanan bir katsayıyla süreler düzeltilir. Yani 12 metrelik bir tekne, 9 metrelik bir tekneyle gerçekten yarışabilir.

    Kaç kişi yarışıyor?

    Bu sorunun tek bir cevabı yok ve yelkeni ilginç kılan şeylerden biri de bu: aynı sporun içinde tek başınıza da yarışabilirsiniz, on kişilik bir ekibin parçası da olabilirsiniz.

    • Tek kişilikOlimpiyat programındaki ILCA 6 ve ILCA 7 sınıflarında sporcu teknede yalnızdır. Bu mantığın en uç noktası Vendée Globe’dur: tek kişilik, molasız ve dışarıdan yardım almadan yaklaşık 24.000 deniz millik dünya turu. 2024-25 edisyonunu Charlie Dalin 64 gün 19 saatte tamamlayarak rekoru dokuz günden fazla kırdı.
    • Çift kişilikOlimpiyatlarda 470, 49er, 49erFX ve Nacra 17 sınıfları ikişer kişiyle yarışır. Açık denizde de “double-handed” yarışlar son yıllarda patlama yaşadı: Fastnet’te 2005’te 20 tekneyle açılan iki kişilik sınıf, bugün 400’ü aşan IRC filosunun dörtte birinden fazlasını oluşturuyor.
    • Küçük ekipler (4-6 kişi)Kulüp yarışlarının kalbi burada atar. Melges 24 gibi bir one-design teknede yarış mürettebatı 4 ya da 5 kişidir ve toplam ekip ağırlığı 375 kiloyu geçemez. J/24 gibi sınıflar da benzer büyüklüktedir ve dünya genelinde binlerce tekneyle yarışılır.
    • Büyük ekipler (8-15 kişi)Handikap filolarındaki 12-15 metrelik yatlarda güverte kalabalıklaşır; her manevrada aynı anda birden fazla ipe asılmak gerekir.
    • Profesyonel açık denizThe Ocean Race Europe’da foiller üzerinde uçan IMOCA teknelerde dört yarışçı ve bir de görüntü kaydeden gazeteci bulunur; kurallar ekipte en az iki farklı milliyet ve en az bir kadın sporcu şartı koyar.

    Teknede kim ne yapıyor?

    Yeni başlayanları en çok tedirgin eden şey genellikle “ben orada ne yapacağım?” sorusudur. Cevap rahatlatıcı: yarış teknesinde işler çok net paylaşılmıştır ve her rolün kendi öğrenme eğrisi vardır.

    • Dümenci (helm/skipper)Tekneyi kullanır, ekibin lideridir, hızı ve rakiplere göre konumu yönetir.
    • Taktikçi (tactician)Rüzgârı, akıntıyı ve rakip teknelerin konumunu okuyup nereye dönüleceğini önerir.
    • Yelken trimcileri (main/jib trimmer)Ana yelkenin ve ön yelkenin formunu sürekli ayarlayarak hızı korur.
    • Pit ve grinderManevralarda halatları koordine eder ve vinçleri çevirerek kas gücünü sağlar.
    • Baş personeli (bowman)Teknenin en ön ucunda balon yelkenin açılıp toplanmasını yönetir; en atletik ve en gözü kara rol budur.
    • NavigatörUzun yarışlarda rotayı ve hava tahminlerini yönetir.

    Yeni biri neredeyse her zaman ağırlık dengesi ve basit halat işleriyle başlar; bu hiç de küçümsenecek bir iş değildir, çünkü rüzgâr sertken teknenin dengesi doğrudan hızdır. Bir iki sezon içinde trim ya da pit gibi bir role geçmek son derece olağan.

    Takım olmak: sporun asıl konusu

    Yat yarışını diğer birçok spordan ayıran şey, karar verme yükünün sürekli el değiştirmesidir. Bir manevra otuz saniye sürer ve o otuz saniyede beş kişinin yaptığı işin sıralaması bozulursa tekne durur. Bu yüzden iyi ekipler konuşma biçimlerini adeta kodlar: US Sailing’in mürettebat becerileri üzerine yazısında vurgulandığı gibi, “diyaloğu kodlamak belirsizliği ortadan kaldırır” ve karmaşık bilgiyi üç kelimeye sığdırmayı mümkün kılar.

    Aynı kaynağın altını çizdiği diğer noktalar da bu sporun neden yetişkinlere iyi geldiğini açıklıyor. Herkesin aynı anda konuşmaması, bilginin dümenciye süzülerek ulaşması gerekir. Ekip, doğru kararın ancak zamanın yüzde 75’inde verilebileceğini kabul edip hatanın üzerinde durmadan bir sonraki karara geçmeyi öğrenir. Ve yarış sonrası değerlendirmede soru “kim beceremedi” değil, “neyi kaçırdık” olarak sorulur. Bu alışkanlıklar teknede kalmıyor; birçok insan yelkene başladıktan sonra iş hayatındaki toplantılarının bile değiştiğini söylüyor.

    Pratik bir gerçek daha var: bir yat yarışında ekip bulmak, ekibe katılmaktan daha zordur. Kulüplerin neredeyse tamamı sezon boyunca eksik mürettebatla uğraşır. Yani deneyimsiz ama istekli, dakik ve öğrenmeye açık biri, sandığından çok daha kolay bir yer bulur.